28 Temmuz 2018 Cumartesi

drunken sailor

"Bak" dedi, elindeki dosyayı burnunun ucuna yasladı, "Bu mesafeden bakınca hiçbir şeyi okuyamıyorum, okuyabilmem için bunu uzaklaştırmam lazım", sonra dosyayı kucağına koydu. "Uzaklaş Damla" dedi.

Manevi uzaklaşmamı, madden de desteklemek en büyük hakkım diye düşünerek son anda bir tatil planına dahil oldum.  Bazı ekmekler elden, bazı içkiler gölden, el üstünde, pamuklara sarılı bir uzaklaşma tatili yaşattı arkadaşlarım bana (bu gönül borcunu da ölene kadar ödeyemem).

Plajlar hatırlıyorum, rakı masaları, 90'lar Türkçe Pop, "şöyle tatlı-ekşi cinli bir şeyler" kokteylleri, güzel sohbetler... Veranda'da ayağımın kuma değdiği an hissettiğim şeyi şu an hala hissediyorum. Kalabalık masayı, rakıdan aldığım ilk yudumu, karşımda oturan adama ekmeğimin yarısını bölüp verdiğimi -adamın buna çok şaşırdığını-, Mustafa Sandal' ın "Gidenlerden" şarkısı çalmaya başladığında masaya koşarak döndüğümü hatırlıyorum. Şimdi "uzaktan" bakıyorum ve her anını severek hatırlıyorum.

Ama mesela Ceren'in sandaletlerimi giydirdiğini, Canberk'in dans ederken omuzumu yaktığını, Canan'ın çantamı topladığını, Uras'ın böyle gülen biri kusamaz dediğini, Sinan'dan 300 kez özür dilediğimi hiç hatırlamıyorum. Onları da hatırlamadan seviyorum.

Tam da bu mesafeden bakarken artık kendimi kandırmıyorum.

Bir 3 yıl daha sonra, bu blogu tekrar hatırladığımda, "Canberk, Ceren, Canan, Cem, Uras, biraz Leyla, Rıfat ve hatta Sinan" ın kitabın hangi sayfasını açmama yardım ettiklerini çok daha iyi anlayacağım. Umarım o gün de yanımda olurlar. 

Let me dance, let me cry 
https://open.spotify.com/track/5YfkYW7oFskJEf3ENLyHX8?si=Iezqf78_RkuCvhJwKUyKhw