7 Ekim 2018 Pazar

Omurga Esnekliği Önemlidir, Tabii Eğer Bir Omurganız Varsa

Psikoloğa delirme ihtimalimi sordum. Şu saatten sonra imkansıza yakın olduğunu söyledi. Sevindim.

Yaşananlarla ve kendimle başa çıkmanın farklı yollarını keşfettiğim son 2-3 ayda acaba delirdim mi diye düşünüyorum bazen. Ya da umursamaz mı oldum, ya da ben kötü biri miyim, ya da ben artık üzülmüyor muyum, ya da ben nasıl kendi kendime eğlenecek bin tane saçma şey bulabiliyorum her şey yokuş aşağı giderken vs vs vs? Kendimi herkesin gözünden yargılayıp, aslında dışardan tam bir ayı ruhsuzluğunda görüldüğümü tahmin de edebiliyorum üstelik. 

Bugün Sevcan'la olağan hafta sonu telefon catch-up ımızı yaptık. Kapattıktan sonra "her şeyin yoluna gireceği" ne dair bir özlü söz attı bana. Şaşırdım, çünkü konuşma boyunca gülmüş, kikirdemiş, saçma sapan her konudan bahsetmiştim. Lan dedim, bu nereden çıkardı ki şimdi kötü olduğumu? Sonra beni bin yıldır tanıdığını düşündüm, elimde telefonla yatakta yüz üstü pozisyondan sırt üstü pozisyona geçtim ve bir kaç saniye ağladım. Sonra da Sevcan'a, "bazen çok yorgun hissediyorum" dedim. - Bunu birine söyleyebilmek inanılmaz büyük bir şans bu arada. Şanslı kadınımdır bazen.- Sonra ona bu ruhsuz bir ayı olma, kötü evlat olma endişemden bahsettim. O da bana, "ben seni şövalye ruhlu buluyorum ve baya özeniyorum" dedi. "Ağlarım" dedim, "Ağla içine atma bırak çıkması gerekince çıksın" dedi. -Bakın bu hayatta ağla diyen insan bulmak da çok zor. Çünkü mazallah yanında ağlayıverirsiniz falan. İnsanlar, başkasının mutsuzluğunun kendilerini mutsuz etmesini istemezler. Haksız da değiller.-

Şövalye ruh tanımında ne var diye sormadım Sevcan'a, sadece vefasız biri gibi değil de, güçlü biri gibi göründüğümün söylenmesi bana iyi geldi. 

Bu sırtımı verdiğim şey güç mü bilmiyorum, çünkü bu güçse neremden çıkıyor tam emin değilim, ne kadar rezervim var bilmiyorum. Tek bildiğim hayatımda ilk kez gerçekten sınırımı zorluyorum. Benim tatlı sınırım. Esnedikçe esniyor. İyi ki. Yoksa nasıl?

11 Eylül 2018 Salı

anneannemin mor menekşesi

Anneannemin mor menekşesi bir şekilde benim her doğum günümde çiçeklenir, doğum günümün haziran başında olmasının bununla doğrudan bir ilgisi olabilir ama ben bu konuyu biraz sihirli buluyorum.

Bir de martı ve güvercin meselelerimiz var.

Kuyulubağ sokak, Belinda Apartmanı. Çık babam çık o merdivenlerin sonunda, karşınızda daire 12. Gülümseyerek hatırladığım çocukluğum. Bir akşamüzeri, ev kararmaya başlamış, balkona doğru gidiyorum. Anneannem sırtı balkon kapısına dönük oturmuş, etraftaki çatıların üzeri silme martı, çığlık çığlığa bir sürü martı. Hava kızıl, karanlık. Anneannem beni yanına çağırıyor. Birlikte oturup martıları dinliyoruz, kızıl karanlık göğü izlerken güne veda ediyoruz. Mıh gibi aklımda.

Ve sonra buğusu kalmış gibi, yok gibi bir anı, Maçka Parkı'nda anneannemle kuşlara yem atıyoruz. Bir de fotoğrafımı çekiyor diye hatırlıyorum. Albümlerde böyle bir fotoğraf var ama çeken cidden anneannem olabilir mi, emin olamıyorum. Hatta böyle bir anımız cidden var mı bilmiyorum.

İşte bu 3 şey benim hayatımda baya bir şey ifade ediyor. Eğer menekşe zamansız açıyorsa bir şeyler çok güzel olacak diyorum, her çiçek dökmeye başladığında endişeleniyorum. Ofis camına ya da çok yakınıma bir martı konsa, anneannem geldi diyorum. Hala meydanlarda güvercinler için yem satan kadınlardan yem alıp kuşlara atıyorum, anneannemin canına değsin istiyorum.

Annemin ilk kemoterapisindeydi yanılmıyorsam, hastahane odasının camına martı konmuştu. Anneannemin, anneme güç vermek için ve her şeyin yoluna gireceğini söylemek için oraya geldiğine inanmıştım.

Şimdi salondaki mor menekşem çiçek döküyor. 1,5 hafta önce, annem için yapılabilecek bir şey kalmadığını söylediler. Beyin zarına sıçrayan tümör bize beraberinde zorlu bir süreç getirecek diye anlatıyorlar. Annem artık yürüyemiyor. Geçen hafta kuşlara yem attım ama martılardan hiç ses çıkmıyor. Dün gece uyurken kendi saçımı okşadığımı farkettim, anneanne o sen miydin? Annem bu sabah "sizi bırakıp gitmek istemiyorum" dedi, ben de gitmesini istemiyorum. Anneanne o sen miydin? Mucize var mı, yolların geri dönüşü, hayatın bir kolayı, inandığım çocukluk sihirlerinin bir anlamı var mı?

"Yazlığa gidebilirim sandım, ama gidemedim, gidebilsem geçer sandım. Güçlü olmak yetmiyormuş, her şey olacağına varıyor"

Çok sevdiğimi, çok korktuğumu, içimde adını hiç bilmediğim çok duygu olduğunu konuşarak, yazarak değil de kusarak anlatabilirim gibi sanki. Ama annem, bil ki seninle her şey kusursuzdu, senin sağlıkla yanımda olduğun daha çok yıla ihtiyacım vardı. Ben ölene kadar sana duyduğum ihtiyaç, seninle gezdiğim, güldüğüm, konuştuğum anlara duyduğum ihtiyaç hiç azalmayacak.

Seni ömrümün toplamı, sevdiğim her şeyin toplamı, hayalini kurabildiğim şeylerin büyüklüğü kadar çok seviyorum.


28 Temmuz 2018 Cumartesi

drunken sailor

"Bak" dedi, elindeki dosyayı burnunun ucuna yasladı, "Bu mesafeden bakınca hiçbir şeyi okuyamıyorum, okuyabilmem için bunu uzaklaştırmam lazım", sonra dosyayı kucağına koydu. "Uzaklaş Damla" dedi.

Manevi uzaklaşmamı, madden de desteklemek en büyük hakkım diye düşünerek son anda bir tatil planına dahil oldum.  Bazı ekmekler elden, bazı içkiler gölden, el üstünde, pamuklara sarılı bir uzaklaşma tatili yaşattı arkadaşlarım bana (bu gönül borcunu da ölene kadar ödeyemem).

Plajlar hatırlıyorum, rakı masaları, 90'lar Türkçe Pop, "şöyle tatlı-ekşi cinli bir şeyler" kokteylleri, güzel sohbetler... Veranda'da ayağımın kuma değdiği an hissettiğim şeyi şu an hala hissediyorum. Kalabalık masayı, rakıdan aldığım ilk yudumu, karşımda oturan adama ekmeğimin yarısını bölüp verdiğimi -adamın buna çok şaşırdığını-, Mustafa Sandal' ın "Gidenlerden" şarkısı çalmaya başladığında masaya koşarak döndüğümü hatırlıyorum. Şimdi "uzaktan" bakıyorum ve her anını severek hatırlıyorum.

Ama mesela Ceren'in sandaletlerimi giydirdiğini, Canberk'in dans ederken omuzumu yaktığını, Canan'ın çantamı topladığını, Uras'ın böyle gülen biri kusamaz dediğini, Sinan'dan 300 kez özür dilediğimi hiç hatırlamıyorum. Onları da hatırlamadan seviyorum.

Tam da bu mesafeden bakarken artık kendimi kandırmıyorum.

Bir 3 yıl daha sonra, bu blogu tekrar hatırladığımda, "Canberk, Ceren, Canan, Cem, Uras, biraz Leyla, Rıfat ve hatta Sinan" ın kitabın hangi sayfasını açmama yardım ettiklerini çok daha iyi anlayacağım. Umarım o gün de yanımda olurlar. 

Let me dance, let me cry 
https://open.spotify.com/track/5YfkYW7oFskJEf3ENLyHX8?si=Iezqf78_RkuCvhJwKUyKhw