Yaşananlarla ve kendimle başa çıkmanın farklı yollarını keşfettiğim son 2-3 ayda acaba delirdim mi diye düşünüyorum bazen. Ya da umursamaz mı oldum, ya da ben kötü biri miyim, ya da ben artık üzülmüyor muyum, ya da ben nasıl kendi kendime eğlenecek bin tane saçma şey bulabiliyorum her şey yokuş aşağı giderken vs vs vs? Kendimi herkesin gözünden yargılayıp, aslında dışardan tam bir ayı ruhsuzluğunda görüldüğümü tahmin de edebiliyorum üstelik.
Bugün Sevcan'la olağan hafta sonu telefon catch-up ımızı yaptık. Kapattıktan sonra "her şeyin yoluna gireceği" ne dair bir özlü söz attı bana. Şaşırdım, çünkü konuşma boyunca gülmüş, kikirdemiş, saçma sapan her konudan bahsetmiştim. Lan dedim, bu nereden çıkardı ki şimdi kötü olduğumu? Sonra beni bin yıldır tanıdığını düşündüm, elimde telefonla yatakta yüz üstü pozisyondan sırt üstü pozisyona geçtim ve bir kaç saniye ağladım. Sonra da Sevcan'a, "bazen çok yorgun hissediyorum" dedim. - Bunu birine söyleyebilmek inanılmaz büyük bir şans bu arada. Şanslı kadınımdır bazen.- Sonra ona bu ruhsuz bir ayı olma, kötü evlat olma endişemden bahsettim. O da bana, "ben seni şövalye ruhlu buluyorum ve baya özeniyorum" dedi. "Ağlarım" dedim, "Ağla içine atma bırak çıkması gerekince çıksın" dedi. -Bakın bu hayatta ağla diyen insan bulmak da çok zor. Çünkü mazallah yanında ağlayıverirsiniz falan. İnsanlar, başkasının mutsuzluğunun kendilerini mutsuz etmesini istemezler. Haksız da değiller.-
Şövalye ruh tanımında ne var diye sormadım Sevcan'a, sadece vefasız biri gibi değil de, güçlü biri gibi göründüğümün söylenmesi bana iyi geldi.
Bu sırtımı verdiğim şey güç mü bilmiyorum, çünkü bu güçse neremden çıkıyor tam emin değilim, ne kadar rezervim var bilmiyorum. Tek bildiğim hayatımda ilk kez gerçekten sınırımı zorluyorum. Benim tatlı sınırım. Esnedikçe esniyor. İyi ki. Yoksa nasıl?